Bu dönem okuyacağımı ilettiğim kitap notlarım;
İkinci kitap;
“Kendine Can Olmak” GÜLHAN CANTÜRK
Kitap içi notlarım ile paylaşıyorum. Emeklere sağlık.
Bazen bir kitap, sadece okunmak için değil, içimizde bir yere dokunmak için yazılır. Kendine Can Olmak da tam böyle bir kitap…

Gülhan Cantürk,beyaz yaka hayatı içinde sıkışıp kalmış ve bir çıkış yolu bulmayı umut eden herkes adına bu satırları kaleme almış. Sadece anlatmamış, yüreğini açmış, arayışını paylaşmış, kendisine “can” olma çabasını samimi bir şekilde ortaya koymuş.
Bu kitapta, Gestaltyaklaşımının farkındalık yaratmayı önceliklendiren metodolojisi ile Sufizm’inkalbe işleyen kadim bilgeliği yan yana duruyor. Ama anlatılanlar sadece teori değil. Bu satırlarda gündelik yaşamın içinde karşılaştığımız tekrar eden döngülerin, olduğumuz yerde sıkışıp kalmış hissetmenin ve içsel zorlanmaların bir uyanış fırsatına nasıl çevrilebileceğini gösteren samimi bir tanıklık var.
Kendine Can Olmak, şu kurumsal dünyada sistem bizi nereye zorlarsa zorlasın, insan kalmanın önemini; “şifanın” neden ancak “içeriden” gelebilecek bir güç olduğunu ve insanın yaşadığı her şeyin “sadece kendisi için” birer ders olması gerektiğini bize bir kere daha hatırlatıyor.
Hayat seni de zaman zaman zorluyor mu? Bazen nefesinin kesildiğini, çaresiz, çözümsüz ve umutsuz hissettiğini fark ediyor musun? Öyle anlarda dışarıdan gelecek bir nefes, bir can suyu, bir kurtarıcı aradın mı?
Oysa aranan şey dışarıda değil, içeridedir.
Bu kitap sana sosyal medyada rastladığın hazır reçeteler sunmak için yazılmadı. Aksine içindeki var olan kaynağa yönelmeni hatırlatmak için kaleme alındı. Çünkü asıl mesele insanın kendine can olabilmesidir.
Kendi içine bakmaya cesaret edebildiğinde ihtiyacın olan her şeyin sende de mevcut olduğunu göreceksin.
Anlamak sadece zihne hitap ederken idrak tüm benliğini içine alır, o zaman hayatın şifresini çözmeye başlarsın ve yaşamak tarifsiz bir lezzete dönüşür.
“Kendini Bil” — Apollon Tapınağı, Delphi
88 Tuşlu Piyano
Gestalt derslerinde Prof. Dr. Hanna Nita Scherler’in yıllardır kullandığı çok etkili bir metafor vardır: 88 tuşlu piyano.
Doğduğumuzda hepimiz 88 tuşlu bir piyanoya benzeriz yani sınırsız bir potansiyel ve ifade alanıyla dünyaya geliriz fakat zamanla bize bakım verenlerin tutumları, çevremiz ve yaşadığımız deneyimler egonun şekillenmesine neden olur. Bu süreçte egonun etkisiyle bazı tuşlar kullanıma kapatılır.
Biz kalan 30-35 tuşla hayatımızı sürdürmeye devam ederiz. Ancak zaman içinde artık bu tuşlar bize yetmez, süreçte karşımıza çıkan zorlanma aslında kullanıma kapatılmış tuşların yeniden kazanılmasına bir davetiyedir.
Peki boşluk bırakmak nedir?
Kendimizi herhangi bir şeyle meşgul etmeden sadece içimize dönmektir…
“Kendimize boşluk bırakabildiğimizde, aslında hayatın bize sunduğu en büyük buluşmayı yakalarız; kendimizle buluşmayı.”
“Beden senin kamçıladığın atın değil.” Hasta ve yorgunken bile kendini zorlamaktan geri durmamak?





